6 Nisan 2015 Pazartesi

KOPARSA BURADA KOPAR

Cihan Engin
                                            

Başak Acar : Önce biraz seni tanıtalım, nerede doğdun, hangi okula gittin ?

Cihan Engin : Hemen söyleyeyim, ben Cihan Engin. 1982 yılında Ankara’da doğdum. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi resim bölümünü bitirdim. Bir yıl Doğan hocanın atölyesinde resim dersi aldıktan sonra Hacettepe’yi kazandım. Ve resim yapmaya  devam ediyorum hala.

B.A.: Sanata ilgin nasıl oluştu?

C.E.: Benim esas müzikle başladı ilgim. İlkokul 3. Sınıfta babamın bana aldığı gitarla gitar çalmaya başladım. Kendi kendime karakalem resimler yapıyordum, benim annem de ressam. O da hayatı boyunca evde hep yağlı boya tablolar yaptı. Halam da öyle, aynı şekilde. Ailemiz ve akrabalarımızda dayılarım olsun hep sanatla içli dışlı olduğundan ben de  içindeydim sanatın hep ve hem resim hem müzik hayatımda aynı anda gitti diyebilirim.

B.A.: Peki bize kullandığın teknikleri açıklayabilir misin ? Ben boya resmi ve fotoğraf ya da video ile ilgilendiğimden çok bilmiyorum. Diyebileceğim sadece herhalde bu kişi biraz fotoshop biraz tablet kullanmış olabilir.


C.E.: Eskiden boya resmi yapardım. Sürekli yağlı boya ya da kara kalem resimler yapardım. Fakat bir süre sonra çağımızın gerektirdiği gibi, 2015 deyiz, resmin daha dijital olduğu zamanlardayız. Gördüğümüz dünyanın büyük bir kısmı dijital bu nedenle ben de kendimi geliştirerek böyle bir yola girdim. Tabi fotoshop kullanarak başladım. Bir çok programı kullanmasını öğrendim. Bu programları komplike olarak kullanmayı da kendi kendime öğrendim. Bir süre sonra boya resmini bırakıp dijital resme yönlendim.

  Cihan Engin, Otoportre, Adobe Photoshop ve tablet, İstenilen boyutta çıktı


 B.A: Evet ailenin de sanata yakın olduğunu söylüyorsun peki dijital resme merakın nasıl oluştu?

C.E.: Bir gün, resim yapıyordum , benim atölyem vardı. Okuldan mezun olduktan sonra, askere gidip geldim ve bir atölye açtım. Orada güzel  sanatlara hazırlık dersleri de veriyordum. Aynı zamanda kara kalem ve yağlıboyalarımı da kendi çapımda yapmaya devam ediyordum. Bir gün youtubedan izlediğim bir Nico Di Mattia diye bir digital ressamın videosunu gördüm. Spiderman in speed painting  diye bir tabiri vardır dijital resimde, hızlı çizim diyorlar aslında hızlandırılmış çizim, bunu ilk gördüğümde çok etkilendim. Dijital olarak yapıyordu ve merak saldım bunu ben de yapabilirim diyerek bu işe başladım.

B.A.: Bu durumda, bu alanda beğendiğin sanatçılar var diyebiliriz gibi , şimdi onlar varsa kimler?

C.E.: Lee barmejo diye bir ressam var şu an Marvel da çiziyor. Batman ve diğer karakterlerin çizeri fakat hani benim onların daha çok sevdiğim yanı, dijital tekniklerini seviyorum. Yani fikirsel manada değil. zaten onlardan birkaç kişi daha var ama hani bir isim daha vermek gerekirse seagrave var o da guaj boya artisti, muhteşem bir ressamdır. O da bilim kurgusal, fantastik tarzda resimler yapıyor. Onların fikirleri değil de tekniklerinden esinlenerek kendim yepyeni bir şey yapmaya çalışıyorum. Ama etkilendiğim ressamlar en çok ama en çok eski ressamlar Rembrandth, Caravaggio , Valazquez ve  Vermeer gibi ressamlar.

B.A.: Kıyamet manzaraları ilgimi çeken bir seriydi. Bu seri nasıl oluştu. Bunlara anti ütopya diyebilir miyiz?

Cihan Engin, Ankaradan kıyamet manzarası,Adobe Photoshop ve tablet, İstenilen boyutta çıktı
C:E.: Aynen öyle. Şöyle başladım bunları yapmaya. Bilim kurgu filmlerini çok severim. Bilim kurguyla ilgilenen bir insanım. Star Wars , ikinci dünya savaşı ve bir çok bilim kurguyla alakalı tüm filmler bizim ülkemiz dışında olan şeyler. Ben hep şöyle dedim, bu olanlar olduğunda acaba Türkiye’de ne olurdu? Kendi yaşadığım yerde özellikle Ankara’da ne olurdu diye hep merak ederdim. Ve ilk olarak kendi yaşadığım yerden başlamaya karar verdim. Çünkü bence bir ressam veya bir sanatçı bir şey yapmaya karar verirse önce kendi yaşadığı yerden başlamalı anlamaya. Doğduğu yerden, yemek yediği yerden… Aynı onların yaptığı gibi ben de onlardan esinlenerek kendi yaşadığım yerden resmime başlamak istedim. Ankara’da yaşadığım için de Atakule’den başladım, bu serinin ilk resmi de “Atakule’nin Uzaylı İstilası “oldu.

Cihan Engin, Atakule’nin Uzaylı İstilası, adobe photoshop ve tablet, istenilen boyutta çıktı
 B.A.: Radikalde seninle ilgili bir yazı okudum. Atatürk ile ilgili çalışmalarından bahsediliyordu, bunlara devam edersen yaratıcılığının azalabileceğini, özgünlüğünün kaybolabileceğini ve yeni konulara yönlenmen gerektiği gibi bir düşünce vardı , sen bu konuda ne düşünüyorsun? Devam edecek misin bu çalışmalarına?

Cihan Engin, Ulu Önder Atatürk,  Adobe Photoshop ve tablet, istenilen boyutta çıktı
C.E.: Bu konuyla ilgili şöyle bir şey söylemek isterim, ülkemizin kaynakları muhteşem, şu an benim resimlerimi yapmamı sağlayan Atatürk’tür. Ülkemizde çok çok iyi ressamlar var fakat kendi değerlerimizle alakalı, başarılı çalışmalar yapmadıklarını düşünüyorum. Ben şu an yaşadığımız her şeyi Atatürk’e borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Ben onu yüceltecek resimler yapmak istiyorum. Atatürk ve bayrağımızla alakalı resimler yapma nedenim budur. Maalesef ben bunu yapmaya devam edeceğim. Bunu kimse yapmadığı için ben de kendi çapımda kendi değerlerimize sahip çıkmaya çalışıyorum. Bu değerleri aynı zamanda mutlaka ve mutlaka başka nesillere aktaracağım. Yaptığım resimleri de ben öldükten sonra mutlaka birileri görecek. Benim bunlardan hiçbir maddi çıkarım da yok.

B.A.: Bir serin var ona baktığımda Atatürk, Atilla, Mehmetçikler, sultan Alpaslan  hepsi birer süper kahraman gibi olmuşlar. Etraflarından ışıklar yayılıyor sanki lazer gibi. Atatürk’ün elinde hatta bir ara bir ateş topu da gördük.

C.E.: Evet

B.A.: Bunlar tabi dijital dünyada karşılaşılan ifadeler ama bize Atatürk heykeli ya da resmi  denilince pek karşılaşmadığımız bir manzara. Sen bu konuya yeni bir yaklaşım getirdin. Atatürk ifadesine yepyeni bir anlatım getirdin.Hatta bugüne kadar ki yaklaşımlar olumsuz bir intiba bile yaratıyordu bir parça. Ben bu yaklaşımını çok beğeniyorum ve bir yandan da merak ediyorum sen nasıl tepkiler aldın buna, hep olumlu muydu bu tepkiler?

       Cihan Engin, Ulu önder ATATÜRK, Adobe Photoshop ve tablet, istenilen boyutta çıktı
C.E.: İlk başladığımda Atatürk ile ilgili resimlerime çok çok olumlu tepkiler aldım ama yanında tabi “ne gereği vardı Atatürk’ü böyle resmetmenin, neden böyle yaptın” diye çok fazla soru da geldi şöyle söyleyeyim, şu an bambaşka bir çağda yaşıyoruz ve ülkemizde Atatürk’ten önce resim yoktu.Minyatür gibi Osmanlı dönemine ait çalışmalar vardı.  Atatürk sayesinde resim ve heykel sanatı oluştu. O bir süper kahraman gibi benim için. O aslında çok fantastik birisi. Onun o fantastik olan düşüncelerini, yazdığı kitaplarını, söylediği sözlerini… O’nun normal bir şekilde bir yerde duran bir portresini yapmak yerine, O’nun aslında bende uyandırdığı gerçek etkiyi yapmak istedim. Bu yüzden de O’nu bir bilim kurgu kahramanı gibi, aslında o benim kahramanım da, hani onun dışında da insanların O’nu öyle görmesini istedim. O’nun yaptıklarının basit portreler ve resimlerle anlatılamayacak kadar önemli olduğunu aslında… O’nun yaydığı ışık başka bir şey… Bu ışığın, başka bir anlam ifade eden bir ışık olduğunu düşündüğüm için ben de resimlerimi bu kadar fantastik yapmak istedim.

B.A.: Gelecekteki projelerin neler?

C.E.: Bir müddet daha yaptığım şeylere devam etmek istiyorum. Dede korkut Destanları hakkında yaptığım resimler de var, kendi kültürümüzde olan masalları, eserleri , kahramanları çalışmayı düşünüyorum. Kendi geliştirdiğim bazı tekniklerim var, bir müddet sonra daha farklı, üç boyutlu işlerim olacak. Daha önce nadir denenmiş bir şeyi denemek istiyorum. Bunu da artık bilgisayarın ekranından çıkartıp, reel alanda, insanların dışarıda görebileceği şekilde somut bir şeye dönüştürmeye uğraşıyorum. Zemine üç boyutlu resimler yapmak diyebiliriz.

B.A.: Bu işten para kazanıyor musun?

C.E.: Dijital resimden para kazanıyorum. Ben bir oyun şirketinde çalışıyorum, bir çok androidle, google play gibi yerlere oyunlar yaptım. Bu oyunların görsellerini yaptım,karakter tasarımları yaptım. Yani hayatımı buradan kazanıyorum.

B.A.: Bu işle yeni uğraşan insanlar var animasyon okuyanlar, grafik okuyanlar veya okumak isteyenler, onlara tavsiyelerin var mı?

C.E.: Evet tavsiyem var , artık onlara ejderha yapmayı bırakmalarını tavsiye ediyorum. Artık orta dünya karakterlerini çizmeyi bıraksınlar. Zaten onları yapanlar var. Binlerce kere zaten onlar yapıldı. Artık kendi ülkelerinin kahramanlarını kendi ülkelerinin değerlerini, doğdukları yerdeki kahramanları yapmalarını ve onları yüceltmelerini tavsiye ediyorum. Tabi ki onları çalışacaklar kendilerini geliştirmek için ama artık bir süre sonra onları bir kenara bırakıp, kendi kültürlerinin, masallarının daha zengin, kendi efsanelerinin çok çok daha mükemmel olduğunu fark edip, kendi yaratacakları yepyeni karakterler olduğunu fark etmeliler. Bizim kültürümüzdeki karakterler öyle Hollywood karakterleri gibi değil, gerçekten varlar. İşte bu gerçek kahramanları çalışmalarını tavsiye ederim.
İnsan doğduğu yerde, yaşadığı şeyi yaparsa o zaman samimi olur. Bir eserin sanat eseri olması için samimi olması gerekir. Yaşanmışlık samimiyet getirir. Yaşanmışlık katmalıyız. Bu samimiyet ve yaşanmışlık için olduğun yerden başlamalısın orayı anlatmalısın. 

    Cihan Engin, Koca Seyit.(Seyit Onbaşı), Adobe Photoshop ve tablet, istenilen boyutta çıktı
B.A.: Yaşadığımız yerden dünyaya bakmak

C.E:: Aynen öyle. Yaşadığın, yediğin içtiğin yerden. Aşık olduğun, oturduğun gezdiğin yerleri yapmalısın önce.

B.A.: Evet aslında okulda da bize bundan bahsediyorlar.  Samimi olmaktan bahsediyorlar hep.

C.E.: Evet fakat benim samimiyet anlayışım olduğun, yaşadığın yerdir. Başkasının yaşadığı yerle ilgili mitolojik işler değil mesele. Kendi kültürünün mitolojisi bahsettiğim. Çünkü kültürümüz çok zengin. Kıyamet koparsa burada kopar.

Cihan Engin, Ankara kıyamet manzaları,Adobe Photoshop ve tablet, istenilen boyutta çıktı

 Başak Acar , 2015, Ankara

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme