17 Ocak 2015 Cumartesi

Evren Özesen ve Delik Deşik Bir Gökyüzü Altında

Evren Özesen
                                                                                                
B.A.: Evren bize fotoğrafın hayatına nasıl girdiğini anlatır mısın? Bununla ilgili bir bölüm mü okudun, sanırım okumadın, bu durumda nasıl oluştu bu merak ya da teknik becerin?

E.Ö.: Üniversitede arkeoloji okudum.  Okulun ilk iki yılında yazları kazılara katıldım.  Çalıştığım kazıda, arkeolojik eserlerin fotoğraflarını çekmek üzere Yunanistan’dan gelen,  profesyonel bir fotoğrafçı olan Chronis’e asistanlık ve rehberlik yapmaya başladım. Bir yandan da fotoğraf çekiyordum, hep bir fotoğraf makinem olmuştur. Kompakt, basit makineler… Chronis, anlatmayı çok seven, sevimli bir adamdı. Kurduğumuz seti, ışıkların nasıl çalıştığını, hangi eseri hangi fonda, hangi açıyla çekmek gerektiğini anlatır, o anlattıkça ben başka sorular sorar, böyle böyle giderdi… Kazı işi bitip Ankara’ya döndüğümde pozometresi bozuk, SLR bir kamera edindim. Eş dost fotoğrafları çekip durdum.  Okulun son yılında ise arkeolog olmayacağım belli olmuştu. Fotoğrafla daha da haşır neşir olmuştum.  Bir arkadaşım aracılığı ile Yunus Abi (Özkazanç) ile tanıştım ve ona asistanlık yapmaya başladım. Dört yıl boyunca hem hayatımı kazandım, hem de çok farklı mekanlarda, çok farklı alanlarda fotoğraf işinde çalıştım. Evet fotoğrafla ilgili bir okul okumadım ama o dört sene, bir çeşit okul gibiydi. Fotoğrafla ilgili teknik bilgiyi ve bir iş olarak fotoğrafla ilgili bildiğim hemen her şeyi bu süreçte öğrendim. Tabii, reklam fotoğrafçılığı veya stüdyo fotoğrafçılığı başka bir alan. Bir yandan da sürekli dışarıda, başka başka konularla ilgili veya tamamen rastgele fotoğraf çekmeye, belki daha önemlisi fotoğraf hakkında okumaya ve fotoğraf bakmaya devam ettim. 

B.A.: Delik deşik bir gökyüzü altında isimli seri fotoğrafların Dubai ‘de geçen yıl çekilmiş. Dubaiye neden gitmiştin?

Delik Deşik Bir Gökyüzü Altında // Under a Riddled Sky
                       
E.Ö.: Eş durumundan (gülüyor)… Eşim Esin bir mimar, bir iş için 6-7 aylık bir teklif almıştı. Kabul edince beraber gittik, bir yarıyılı, kışı orada geçirmiş olduk. Daha uzun da kalabilirdik ama işler Esin’in beklediğinden çok daha yoğun çıkınca, bırakmak istedi, beş-beş buçuk ayın sonunda Ankara’ya döndük. Hızını alamayıp mimarlığı bile bıraktı zaten (gülüyor). Dubai’de benim bolca zamanım oldu tabii. Fotoğraf anlamında iş fırsatları da çoktu aslında. Ancak çalışma ve yerleşme belgesi çıkartılması uzun sürdü. Belgeler olmayınca da hiçbir işte çalışamıyorsun. Gerekli belgeler çıktığında, dönmeye karar vermiştik ve bir aydan az bir zaman kalmıştı. Tüm o zamanı boşa geçirmemiş olmaya, elimde en azından bitmiş bir fotoğraf serisiyle dönmeye en başından kararlıydım. Tüm o süre boyunca, mümkün olduğunca tüm şehri görmeye, havasını anlamaya,  bana ne hissettirdiğini çözmeye ve fotoğraflamaya çalıştım.

Delik Deşik Bir Gökyüzü Altında // Under a Riddled Sky

B.A.: evrenozesen.com a girdiğimizde bu çalışmalarının olduğu yerde şu küçük manifesto var.

Bir zamanlar
Delik deşik bir gökyüzü altında,
Büyük balıkların cennetinde,
Uğultulu bir pazarlığa girişmiş
Kum Adam ile Toprak Ana
Sürmüş ölene kadar son karınca
Sonra ne su kalmış ne karınca,
Bir avuç kum yalnızca…
Gittiğinde büyük balıklar başka cennet bulmaya…

Ve sonra fotoğraflarına baktığımızda pek çok kere kadrajına, balıkların ve kum taneciklerinin yanı sıra bir hızın ve kentleşmenin izlerini görüyoruz. Belki oraya giden herkes için bir deniz kıyısı veya balık fotoğrafları çekmek mümkün ama sen sanki bir hikayeyi de anlatıyorsun. Aynı zamanda  tüm fotoğraflarına tek bir isim vermişsin. Belli ki hepsi tek bir hikayeyi anlatıyor. Nedir bu hikaye?

Delik Deşik Bir Gökyüzü Altında // Under a Riddled Sky
E.Ö.: “Hikaye şudur” diye anlatmayacağım, insanların okuyup gördüklerinden çıkaracakları neyse hikaye odur aslında. Bunu bozmak istemem. Kimseye bir şey çağrıştırmıyor da olabilir, bu da benim eksikliğim olur. Ama bakış açımla ilgili bir şeyler söyleyebilirim. Çektiğim fotoğraflar arasından seçip bu kurguyla sunduğum fotoğraflar gördüğüm şeye duyduğum bir tepki diyebilirim. Fotoğrafların genel çerçevesini küreselleşme, kapitalizm, çevre, insan etkileşiminin şehirde karşılaştığım izleri oluşturuyor. Gelişim olarak sunulan mevcut durumun tabanında bence büyük çatlaklar var. Çarpık ve sanal. Bu haliyle de çok uzun süre devam edebileceğini sanmıyorum . Düşündüğüm ve anlatmayı denediğim hikaye bu çerçevede gelişiyor. Seriyi oluştururken, tek tek “belge”lerden çok, konuların ve metaforların iç içe geçtiği daha öznel bir dil oluşturmaya çalıştım. Aslında bu ilk kez denediğim bir şey. Ama sanıyorum son olmayacak.

B.A.:Bu fotoğrafına baktığımda aklıma hemen Nam junePaik geldi.

Delik Deşik Bir Gökyüzü Altında // Under a Riddled Sky

Yalnız Nam junePaik tabi video sanatı ve video  düzenleme yapan bir sanatçı. Sanki sen onun bir düzenleem olarak yaptığını hayatın içinde işte yakaladım der gibisin. Sence çok zorlama bir bağlantımı kuruyorum. Sen kurmuş muydun bu bağları. Ya da izleyiciden kurmasını beklemiş mıydın?


Nam June Paik / Buddha
                                 
E.Ö.: Aslına bakarsan Nam JunePaik’in adını duymuş ve işlerinden bazıları görmüş olmama rağmen bunu hatırlamıyorum. Video art pek ilgilendiğim ve hakim olduğum bir alan değil zaten. Ama haklısın, bilseydim ben de fotoğrafı görünce muhtemelen bunu hatırlardım. Şimdi Paik’in çalışmasına baktıkça, burada da Buda, bir kamera ve izlenme hali var. Ama ekranla birlikte daha çok kendi kendini izleme ve televizyonun hipnotik etkisi ile ilgili bir şeyler anlatıyor gibi. Neyse, ben benim fotoğrafın hikayesini anlatayım: Daha çok Hintlilerin yaşadığı bir mahallede, zaman zaman ziyaret ettiğim küçük bir alan vardı. Alanda çok ince, iki insanın yan yana yürüyemeyeceği kadar dar bir sokak, iki küçük tapınak ve bunlara ait bir avlu vardı. İnce sokakta da küçük dükkanlarda heykelcikler, tütsüler, mumlar falan satılıyordu. Daha ilk gittiğimde avlunun duvarındaki yüzü görmüştüm. Bazı spiritüel adamların telefon numaralarını taşıyan kağıtlar, kitap tanıtım afişleri, söyleşi duyuruları gibi şeyler de yapışıktı duvara. Kamera o zaman yoktu. Aradan bir ay falan geçtikten sonra, sanırım ikinci üçüncü gidişim falandı oraya, bir de baktım bütün o afişler sökülmüş, bir güvenlik kamerası gelmiş, Buda aynı yerde. Sökülmüş kağıtların duvardaki izleri; sakin, huzurlu ve barışçıl bilinen yüzüyle Buda ve bütün saldırganlığıyla, bu sahnenin sorumlusu “güvenlik” kamerasının baş başa kaldığı bu sahneyle karşılaştım ve kayıtsız kalamadım.

B.A: Daha çok “an” fotoğrafları mı çekiyorsun?

Delik Deşik Bir Gökyüzü Altında // Under a Riddled Sky

E.Ö.: Kurgu fotoğraf çekmiyorum desek? İlla “anı yakalayacağım” diye bir takıntım yok aslında. “An” fotoğrafı denebilecek fotoğraflarım olsa da, ben daha çok “durum”larla ilgileniyorum sanırım. Fotoğraf çekerken, ticari işlerin dışında, konularıma, çektiğim kişilere, nesnelere veya olaylara pek müdahale etmem. Belki yaklaşırım, uzaklaşırım, lens değiştiririm, beklerim ya da vazgeçerim ama müdahale etmek istemem. Neden? Kendimde böyle bir hak görmüyorum diyebilirim. Mevcut gerçeklik zaten çok zengin ve içinden çıkılamayacak kadar çok olasılık barındırıyor. Bu olasılıklara bakış açımla, geçmişimle, alışkanlıklarımla, seçtiğim ekipmanla, kadrajla, hatta orada bulunmamla zaten yeterince müdahalede bulunduğumu düşünüyorum. Her şey kontrolüm altında olsun diye bir isteğim yok. Sadece kendi aklıma, duygularıma, gözlerime ve kameraya hakim olup gördüklerime tepki vermeye, hissetmeye kimi zaman da kafamdaki bir görüntüyü dış dünyada bulmaya çalışıyorum. Fotoğrafların “mükemmel” olması gerektiğini de düşünmüyorum.  Çok temel ve hala tartışılan meseleler bunlar. Neyin fotoğraf olup neyin olmadığı, bile tartışılıyor hala. Bu konuda sivri laflar edecek değilim. Görüp, okuyup, yaşayıp, deneyimlediğim şeyler çerçevesinde kendime bir yol çiziyorum ve şimdilik gördüğün yollardayım işte diyerek bağlayayım.

Delik Deşik Bir Gökyüzü Altında // Under a Riddled Sky

B.A: Bundan sonra fotoğraf adına yaklaşan projelerin var mı, neler bunlar?


E.Ö.: Üzerinde çalıştığım birkaç iş var. Bunlardan biri geçtiğimiz yaz bir grup olarak başladığımız ve Ekim sonunda UniversityCollegeLondon’da “CitiesMetodoligies” adlı etkinliktesergileme fırsatı bulduğumuz  “Bahçe Kentlerden Bahçe Artıklarına” adlı çalışma. Bu çalışmada Ankara Bahçelievler’deki bahçe kullanımları, bahçe alanlarının değişimi ve dönüşümü üzerinden bir “kentsel dönüşüm” okuması yapıyoruz. Resim, grafik tasarım, mimarlık, fotoğraf, video gibi alanlarda üreten beş arkadaş ilk kez bu çalışmada bir araya gelip, ortaya tek bir iş koyduk. http://gardenleftovers.tumblr.com/bu çalışma ile ilgili oluşturduğumuz blog.  Buna devam ediyoruz, serginin Ankara ayağını da gerçekleştirmek öncelikli planlarımızdan. Bir yandan yeni işlerin hazırlığı içerisindeyiz. Yaza kadar tamamlamayı planladığımız bir çalışmaya 2015’in ilk günlerinde başlayacağız. Farklı disiplinlerin bir araya geldiği grubumuz, “Yedek” adıyla üretmeye devam ediyor. Yakında yayına girecek web sayfamız üzerinden yeni sergilerimizi ve diğer çalışmalarımızı  duyuracağız. 
Bunun dışında yine Ankara ve dönüştürülen ya da dönüştürülmeye çalışılan bazı mahallelerle ilgili çalışmalarım var. Bunlardan biri bir kitap için belgesel nitelikte, diğeri ise daha kişisel, farklı bir dil kullandığım başka bir seri. Futbol ve taraftarlık kültürüyle ilgili yine bir kitaba dönüşebilecek devam eden bir çalışma daha var. Bitmemiş işlerle ilgili pek bir şey söylemek istemiyorum çünkü önümde daha yol var ve yolda çok şey değişebilir. Boş durmuyorum, çalışıyorum yani (gülüyor)

Evren Özesen / Başak Acar




                                                                                                      Başak Acar / 17.01.2015 / Ankara







Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme